<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Blog@Keskinel</title>
	<atom:link href="http://www.keskinel.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.keskinel.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Sat, 21 Aug 2010 09:28:06 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.2</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>BEN RUHİ BEY NASILIM – Edip CANSEVER</title>
		<link>http://www.keskinel.com/ben-ruhi-bey-nasilim-%e2%80%93-edip-cansever.html</link>
		<comments>http://www.keskinel.com/ben-ruhi-bey-nasilim-%e2%80%93-edip-cansever.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Aug 2010 09:11:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ali</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Edip Cansever]]></category>
		<category><![CDATA[Ruhi Bey]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.keskinel.com/?p=14</guid>
		<description><![CDATA[I
Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda
Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi
Büyük bahçelerin küçük içinde
Saksılardan birinde
Gördüm de
Uyurken uyandırılmış gibi
Beni bir sardunya büyüttü belki.
O ben ki
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.
Ne peki
Yere dökülen bir un sessizliği mi
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi
İşini bitirmiş bir org tamircisinin
Tuşlardan birine dokunacakkenki
Dikkati [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.keskinel.com/wp-content/uploads/2010/08/ec.jpg"><img class="size-full wp-image-9 alignright" style="margin: 5px; border: 1px solid black;" title="Edip Cansever" src="http://www.keskinel.com/wp-content/uploads/2010/08/ec.jpg" alt="Edip Cansever" width="216" height="295" /></a><strong>I</strong></p>
<p>Gördün mü hiç suyun yanmasını tuzda<br />
Gördüm ben bu yaşam boyu iniltiyi<br />
Büyük bahçelerin küçük içinde<br />
Saksılardan birinde<br />
Gördüm de<br />
Uyurken uyandırılmış gibi<br />
Beni bir sardunya büyüttü belki.</p>
<p>O ben ki<br />
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi<br />
Bir çocukta bir kadın hayaleti mi<br />
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.</p>
<p>Ne peki<br />
Yere dökülen bir un sessizliği mi<br />
Göğe bırakılmış bir balon sessizliği mi<br />
İşini bitirmiş bir org tamircisinin<br />
Tuşlardan birine dokunacakkenki<br />
Dikkati ve tedirginliği mi.</p>
<p>Bekler mi beni<br />
Her yanı, ama her yanı çocuklar gibi gülümseyen<br />
Bir sürü yaz gününün içinde<br />
Acaba bekler mi beni<br />
Uykularım, o sonsuz uykularım<br />
Yanmış bir limonluktaki<br />
- Ve limonlar ki her gün bir yaprak ayininde<br />
Sesini hiç eksiltmeyen -<br />
Ama bilmez miyim ben<br />
Bilmez miyim hiç<br />
Böyle sığ hayallerle oyalanmak yerine<br />
Kısacık bir zaman olmalıydı elimde<br />
Turfanda meyva gibi bir zaman<br />
Yollar yollar kateden tadı ve ekşiliği<br />
Geçerek erguvanların dönemecinden<br />
Leylakların dörtyol ağzından<br />
Yapıştırıncaya dek beni dudaklarına<br />
Acının dudaklarına ve geçmişin<br />
Bir yaban gülü yaprağı gibi beni<br />
Ama ne gezer.</p>
<p>Korkmuyorum artık solmaktan<br />
Solmaktan ve solgunluktan<br />
Gelmişim nerelerden böyle<br />
Kurumuş bir dere yatağı gibi<br />
Ya da pek kurumamış da<br />
Baygın, hasta ya da cançekişen<br />
Çırparaktan yüzgeçlerimi dip sularında<br />
Ya da yer tahtaları, muşamba, örtük perdelerin kasvetini<br />
Yorgun düşerek taşımaktan<br />
Ve ne çıkar ayırmasam kendimi<br />
Suların büyük içkilere kavuştuğu koylardan.</p>
<p>Koylardan<br />
Kapsayan o sevimsiz, o küçük aşkları da<br />
Eskiyen turunçlar gibi ilk rengini pek aratmayan<br />
Ayırmasam kendimi<br />
Diyorum ayırmasam<br />
Köhnemiş bir geminin -izine pek rastlanılmayan-<br />
İçindeki bir yolcudan da, değerli taşlarla dolu cepleri<br />
Cepleri yüreği cepleri<br />
Ayırmasam da ben<br />
Kim görürdü o yolcuyu, yani kim farkederdi beni<br />
Sıradan acılardır çünkü bütün ilgileri toplayan<br />
Oysa sıkıntıyı buruşuk bir iç çamaşırı gibi saklayan<br />
Bu kımıltısız gövde<br />
Görülmemiştir ki hiç görülsün şimdi<br />
Görülmediği gibi gündoğumundan havalanan kuşların<br />
Ya da bir oda kapısını açtığınız zaman<br />
O müthiş öğle sıcağında<br />
Pencerenin önünde örgü ören birinin<br />
- Örgü mü, bir çay bardağını başka başka tutan ellerin becerikliliği mi-<br />
Görülmediği gibi<br />
Ama var mıydı sanki görülmek isteyen<br />
Var mıydı bir şeyler bekleyen yüreğimin eskittiklerinden.</p>
<p><strong>II</strong></p>
<p>Ve her şey hızla yetişti sonra<br />
Sarı bir günün kahverengi yarınına.</p>
<p>Yıkılmış bir ağacın üstünde yıllarca oturdum da<br />
Gözleri avına benzeyen bir avcıydım sanki<br />
Ağaç da çürümüş zaten<br />
Kazımış, oymuş bir yerlerinden gelip geçen onu<br />
Ağaç mı, içi yıllarla dolu bir kutu mu<br />
Çözmek için mi acaba içlerindeki bir gizi<br />
-Gizi mi, bir giz gereksinmesini mi-<br />
Yoklamışlar orasından burasından<br />
Kim bilir.</p>
<p>Ama sessizlikten başka ne bulmuşlar<br />
Önemsiz bir iki anıdanbaşka<br />
Ya insan kılığında ya da bir dekor taşkınlığında<br />
Sorarım ne bulmuşlar<br />
Çoktan yeni bir umuda dönüşmüştür onlar da<br />
Anılar.</p>
<p>Oysa bambaşka şeyler olmalıydı ağaçta<br />
Kazılmış, oyulmuş yerlerinde ağacın<br />
Buruk mayhoş, daha çok da bir zehir tadındaki<br />
Bir şeyler olmalıydı. Ve sanki<br />
Yıllar var ki saklamışım orda ben</p>
<p>Saklamışım anlaşılan<br />
Odasında yapayalnız doğuran bir kadının<br />
Dışa vurmak istemediği<br />
Ya da pek gereksinmediği<br />
O iniltiyi andıran<br />
Duyurulmayan her şeyi.</p>
<p><strong>III</strong></p>
<p>Ve her şey dönüştü işte<br />
Kahverengi bir çarşambadan<br />
Sapsarı bir cumartesiye.</p>
<p>Ansızın bir rüzgar çıktı demin<br />
Çölde yanıt arayan alaycı bir rüzgar<br />
Kolalı bir örtü gibi acıtıyor yüzümü<br />
Yakıyor gözkapaklarımı da<br />
Toplayıp getiriyor anılarımı bir bir<br />
Uzun yolları hiç sevmeyen anılarımı.</p>
<p>(Kaç türlü girilirdi anılardan içeri?<br />
1 &#8211; İşte! bir zambağın özsuyunun içilişi gibi<br />
2 &#8211; Süt emer gibi bir memeden<br />
Bütün renklerin ve bütün kokuların bir anda bilinişi<br />
3 &#8211; Dibini kazıyor alanlar: dünyanın iç çekişi.)</p>
<p>(Ansak mı anmasak mı<br />
Yeri mi şimdi değil mi<br />
Bir tren yolculuğunda ve her yerde<br />
Her şeyin ya da hiçbir şeyin hiç mi hiç çekilmezliğini<br />
Bir hafta tatilini, bir öğle vaktini, belki bir pazartesiyi<br />
Saatler iyi<br />
Adamlar gülüyorlarsa iyi, gülmüyorlarsa gene iyi<br />
Ve bütün yolcuların dalgın<br />
Koparıp koparıp bir şeyler yediklerini<br />
Görünüşte kararsız<br />
Görünüşte üzgün, endişeli<br />
Görsek mi acaba, görmesek mi<br />
Açıp da kapalı gözlerini arada<br />
Şöyle bir görünümü tek bir solukta<br />
Yalandan, inatla içine çekenleri<br />
Ya da bir köprüden geçerken, bir tünele girerken<br />
Belirtip yüzlerinde çok görmüşlüğün izlerini<br />
Bir tilki çevikliğiyle, acele<br />
Katarak yolculuğa hiç yoktan bir gizemliliği<br />
Bilmem ki, görmesek mi<br />
Durunca tren bir istasyonda<br />
Dudakları çatlamış, ateşli, hasta bir istasyonda<br />
Dünyanın bütün elma satıcılarına bakıp<br />
Bakıp da her şeyi ilk defa tanıyormuş gibi<br />
Uzanıp pencerelerden sarkık gerdanlarıyla<br />
Tutarak parmaklarıyla yalancı<br />
Ve ucuzundan bir kolyeyi<br />
Acaba görmesek mi<br />
Bir treni ve dünyada tren olan her şeyi.</p>
<p>Ansak mı anmasak mı acaba<br />
Yeri mi şimdi, değil mi<br />
Sırasını bekleyen bir kadının, hasta<br />
Gereğinden fazla abartılmış yüzünü<br />
Besbelli iğrenirdiniz<br />
Çevirirdiniz gözlerinizi yer tahtalarına<br />
Bir duvar saatine ya da kapıya<br />
Telefona bakardınız, tırnaklarını incelerdiniz uzun uzun<br />
Kısaca<br />
Kaçınmak isterdiniz o yüzden -ama bitmedi-<br />
Gördünüz, görüverdiniz bir daha<br />
Sıyrılmış acılardan ansızın<br />
Sevecen, durgun, sade<br />
O yüzü<br />
Belki de, orda, acele<br />
Karar verdiniz<br />
Bir anneniz olsun isterdiniz böyle<br />
Ve belki sarılıp öpmek isterdiniz onu<br />
Her neyse&#8230;</p>
<p>Söylesek, yeniden mi söylesek şimdi de<br />
Ben uzun yolları hiç sevmem<br />
Doğacak bir çocuk gibi beklemeli anılar<br />
Ansızın doğmalı, ansızın ölmeli saniyelerde.)</p>
<p><strong>IV</strong></p>
<p>Bırakıp gidiyor anılarımı rüzgar<br />
Denize bırakılmış çöpler gibi<br />
Yol kenarlarında birikmiş gereksiz eşyalar gibi<br />
Geri veriyor ve çekip gidiyor usulca.</p>
<p>Bulanık bir havuzun yanında buluyorum kendimi<br />
Bakımsız, taşları kırık bir havuzun yanında<br />
İçinden koyu yeşil bir çocuğun baktığı<br />
Çürümeye yüz tutmuş yaprak renginde<br />
Ağlaması yağmurlu bir sundurmaya benzeyen<br />
Kırık iskemleleri, çatlamış mermer masasıyla<br />
Yağmurlu bir sundurmaya<br />
Ve pencerelerde belli belirsiz bir kadın<br />
Pencerelerde ve her yanda.</p>
<p>Bir çocukta bir kadın hayaleti mi<br />
Bir kadında bir çocuk hayaleti mi<br />
Yalnızca bir hayalet mi yoksa.</p>
<p>(Nerdeyim<br />
Kelebeklerden dokunuşlar alan bir yaprak gibi inceyim<br />
Para bozduranların az çok bildiği<br />
Adres soranların gene bildiği<br />
Bir sokakta bir aşağı bir yukarı<br />
Saatlerce dolaşanların hemen hemen bildiği<br />
Amansız bir güceniğim.)</p>
<p>Geri getiriyor bunları rüzgar<br />
Geri getiriyor anılması kırmızı bir konağı da<br />
İniltili, hasta bir konağı da<br />
Çatısında baykuşların tünediği<br />
Birtakım iplerin düğümlendiği tahtaboşlarda<br />
Ve bütün konuşmaların tek bir cümlede toplanıp<br />
Suskunluğu bir anıt gibi yükselttiği<br />
Bir konağı ve konağın olanca görkemini<br />
Geri getiriyor rüzgar.</p>
<p>(Konaksa yandı çoktan<br />
Tertemiz bir asfalt ezip geçti onu<br />
İyi biliyorum tertemiz bir asfalt<br />
Ezip geçti onu<br />
Kırmızı bir konak mezarı gölgesi bırakarak.)</p>
<p>Ve yıllar ve günler ve saatler ayarlandı<br />
Caddeler, işhanları kahveler ayarlandı<br />
Meyhaneler, genelevler<br />
Pasajlar, dar sokaklar, geçitler<br />
Soğuk biralar ayarlandı, soğuk her şey<br />
Ve bütün ilişkiler<br />
Birden yerini aldı.</p>
<p>Ve her şey yetişti gene<br />
Sarı bir çarşambadan<br />
Kahverengi bir cumartesiye.</p>
<p><strong>V</strong></p>
<p>Ben Ruhi Bey, nasıl olan Ruhi Bey<br />
Nasılım<br />
Bir yaz ikindisinden çıktım geldim<br />
Diyelim bir pazartesiydi, biraz da şöyle geldim<br />
Kapıyı iyice kapadım<br />
- Kapadım mı, evet, kapadım -<br />
Çitlenbik ağacının altından geçtim<br />
Frenk üzümlerinden bir iki salkım kopardım<br />
Dişlerimle sıyırdım<br />
Sardunya renginde ve sardunya tadında idiler<br />
Biri fotoğrafımı çekiyorkenki gibi durdum<br />
Azıcık gülümsedim<br />
Ve dünya bana gülümsedi<br />
Çakılların üstünden yürüdüm<br />
Yürüdüm ki, bir sese benziyordum sanki<br />
Yüzyıllarca önce kırılmış bir kemik sesi<br />
İyice duydum<br />
Çıkarken bahçe kapısını açık bıraktım<br />
- Çok yüksekti. Deniz dibi renginde ve demirdendi. Üstünde aslan başı<br />
kabartmalar vardı. İki yanında çok yüksek iki duvar uzar giderdi.<br />
Dışardan çam ğaçları görünürdü. Bir kırbaç gibi görünürdü. Ve<br />
ağaçların üstünde kırbaç kılıflarına benzeyen ve evlatlıkların mavi<br />
pazen giysilerini andıran kalınlaşmış bir gökyüzü dururdu -<br />
On sekiz on beş trenine yetiştim<br />
Geniş kadife koltuğa oturdum<br />
Puromu yaktım &#8211; iki kibrit harcadım -<br />
Akşam gazetelerinde pek bir şey yoktu<br />
Haydarpaşa&#8217;ya kadar bulmaca çözdüm<br />
İskelede saçları çok iyi taranmış bir kız bana baktı<br />
Bakışından tedirgin oldum<br />
Giyimsizdi, boyasızdı, bakımsızdı<br />
Vapurla Karaköy&#8217;e geçtim<br />
Tokatlı&#8217;ya uğradım<br />
Köprüden aldığım Fransız dergilerini karıştırdım<br />
Kirazla bir kadeh rakı içtim<br />
Çıkarken boy aynasında kendime baktım<br />
Oldukça yakışıklıydım<br />
Gömleğim temizdi, beyaz ceketim<br />
Tertemizdi ve ayakkabılarım<br />
Pantolonum ütülü<br />
Yelek cebimde ince altın bir zincir<br />
Sarı ve ince bıyıklarım<br />
Tam Ruhi Bey bıyığıydı<br />
Ve iki parmağın arasında bir çiçek sapı<br />
- Zakkum muydu, değil miydi, belki yazpatı -<br />
Boynumda menekşe rengi bir papyon<br />
Hafifçe sarkık<br />
Dudağımda bitti bitecek bir sigara<br />
Kenarında dudağımın<br />
Dışarı çıktım.<br />
Tünele bindim, Asmalımescit&#8217;teki Viyana lokantasına geldim.<br />
Avusturyalı karı koca beni karşıladılar<br />
İkisi de eğilerek ben dimdik durdukça onlar bir kez daha eğilerek beni<br />
karşıladılar<br />
Benden başka oldukça şişman iki adam daha vardı. Beyaz Ruslardandılar, gözleri<br />
necef taşı gibi sert ve parlaktı<br />
Tezgahta bir Leh Yahudisi votka içiyordu, yüzündeki ince damarlar fırçayla<br />
çizilmiş gibiydi, bir silinip bir canlanıyorlardı.<br />
Soğuk et getirdiler bana, omlet, bira filan getirdiler<br />
Üstüne kremalı ahududu getirdiler, likörle kahve getirdiler<br />
Çıkarken bolca bahşiş bıraktım.<br />
Markiz&#8217;e uğradım, dört mevsimden süzülmüş bir konyak içtim<br />
Düzeltip arada bir bıyıklarımı<br />
Uçları hafifçe ıslak<br />
Bir ara pencere camında kendime baktım<br />
Baktım ki, ben Ruhi Bey<br />
Nasıl olan Ruhi Bey<br />
Daha nasılım.</p>
<p>Oradan Galatasaray&#8217;a kadar yürüdüm<br />
Bir kadının pembe beyaz teni dağılıp uçuşarak<br />
Gezindi ortalıkta bir süre<br />
Ve durdum<br />
Durdum bu güzel yaz ikindisinden çıkıp<br />
Bambaşka bir sonbahar sabahını giyinceye kadar Nasılım.</p>
<p><strong>VI</strong></p>
<p>Nasıl olacaksınız Ruhi Bey<br />
Bugün de erkencisiniz Ruhi Bey<br />
Şarapla bira mı içiyorsunuz Ruhi Bey<br />
Böyle sabah sabah Ruhi Bey<br />
Akşam akşam Ruhi Bey<br />
Akşam sabah Ruhi Bey<br />
Cıgara alır mıydınız Ruhi Bey<br />
Yakalım Ruhi Bey, yakalım<br />
Böyle üşümüyor musunuz Ruhi Bey<br />
Benim de ayakkabılarım su alıyor Ruhi Bey<br />
Ne olur ne olmaz<br />
Önümüz kış Ruhi Bey<br />
Ee, daha nasılsınız Ruhi Bey<br />
- İyiyim, iyiyim.</p>
<p>(Gelsem gelsem bir solgunluktan gelirim<br />
Kızgın bir sardunyanın üstelik üvey çocuğu<br />
Pembe pembe azarlanırım<br />
O ölür ben azarlanırım<br />
Kocaman bir konakta uzarım kısalırım<br />
Ellerim tırnaklarım<br />
Yeni kırpılmış bir koyun derisi gibi pespembe<br />
Ve sıcak<br />
Gözlerim, gözlerim benim<br />
Denizi ilk defa gören bir çocuğun<br />
Birdenbire yaşlanması neyse.)</p>
<p>Sizinle görüşelim Ruhi Bey<br />
Vaktim yok, vaktim yok<br />
Ruhi Bey, görüşelim<br />
Vaktim yok görüşmeye kimseyle<br />
Ruhi Bey!<br />
Kendimle bile, kendimle bile.<br />
(Olmaz ki, kimse kimseyi sevemez<br />
Ama hiç kimse.)</p>
<p>BİR ÇİÇEK SERGİCİSİ DER Kİ</p>
<p>Bin dokuzyüz on iki miydi, bin dokuz yüz elli iki miydi<br />
Güneşli bir öğle miydi, çiçekler gölgesiz miydi<br />
Ellerim kirli miydi<br />
Neydi<br />
Çiçeklere su mu serpiyordum, bir karanfil çok mu uzaklardan gelmişti<br />
Bilmem ki<br />
Benim bütün yaşamımda hep karanfiller olmuştur<br />
Her zaman hatırlarım<br />
Sanki bir karanfilden sürekli doğmuşumdur<br />
Bin dokuz yüz on iki doğumlu bir karanfili<br />
Karım göğsüme takmıştı. Şimdi ben çok yaşlıyım<br />
Şimdi ben nedense çok yaşlıyım<br />
Herkesi ayrı ayrı tanımam<br />
Ruhi Bey&#8217;i İçerenköy&#8217;den tanırım<br />
İçerenköy&#8217;ü iyi bilirim de ondan<br />
Kaç yıl önceydi, şimdi unuttum<br />
Babasını da tanırım<br />
Kaç yıl önceydi, bilemem<br />
Üryani eriği gibi gözleri vardı<br />
Çizmeleri, kamçısı<br />
Ruhi Bey, benden çiçek alırdı<br />
O zamanlar sokak sokak dolaşırdım<br />
Çiçek alanları iyi bilirdim<br />
Ruhi Bey de çiçek alırdı<br />
Nedense benden alırdı. Çünkü ben çiçekleri çok biçimli tutarım<br />
Kuşkonmazları sevmem, kullanmam<br />
Çiçeklerin aralıklarına bakarım<br />
Sanki ben onları hep yeniden yaratırım, yontarım<br />
Bin dokuz yüz kırk üçde biri öldü<br />
Boynu değil, bir karanfilin sapıydı, yana düştü<br />
Düşünce öldü<br />
Bir ölülük sindi ellerime<br />
Bir ölülük bana sindi<br />
Ona sergimde her zaman bir yer ayırırım<br />
Kimseler bilmez<br />
Ben işte gizli gizli onu sularım<br />
Karanlık bir karanfilliği<br />
Yoklukta bir karanfilliği<br />
O gün bugündür bütün çiçekler<br />
Karanfildir benim için.</p>
<p>Bir gün de bir demet karanfilim yandı<br />
Bir demet karanfilin penceresi, kapısı<br />
Nedense yandı<br />
Önce giyinik bir ev görünümündeydi, öyleydi<br />
Takındı kırmızılarını sonra<br />
Süslendi<br />
Bir boşluk edindi orda kendine<br />
Hemen oracıkta bir boşluk<br />
Açtı şemsiyesini ve gitti.</p>
<p>Ben şimdi oğlumun yanında kalırım<br />
Onun kırmızı yapraklardan yapılmış<br />
Bir zamandışılığı vardır<br />
Beni anlamaz<br />
Anlamaz, niye anlasın<br />
Anlaşılmak! -değil mi ama- sanki kimsenin olamaz</p>
<p>Ben kendime bir karanfil mezarı satın aldım<br />
Beni oraya gömecekler<br />
Ruhi Bey cenazeme gelecek<br />
Ama hangi Ruhi Bey<br />
Doğrusu biraz şaşırdım<br />
İçerenköy&#8217;deki Ruhi Bey gelmez<br />
Osadece karanfil satın alır<br />
Ölümü pek beğenmez<br />
Şimdiki Ruhi Bey ölümedaha yatkındır<br />
Yaşamaya da<br />
Ölümle yaşam arasında bunalır bunalır<br />
Ben bu kadarını anlarım<br />
O gelir beni kaldırır<br />
Bir karanfil kalabalığına arrtık katılır<br />
Geçen gün gördüm<br />
Acımayı unuttum<br />
Sevinmeyi unuttum<br />
Ben her şeyi artık unutuyorum<br />
Ama ogeçerken ne yalan söyleyeyim şuramda birağrı duydum<br />
Ağrı da değildi belki, hani, nasıl<br />
Gövdemi yeniden buldum<br />
Acılar acılara eklenince ağırlaşıyor<br />
Gövdem de ağırlaşıyor<br />
Ruhi Beyle kocaman bir demet karanfil oluyoruz<br />
Şu üstümdeki boşluk kadar<br />
Bir demet<br />
Yok artık pek konuşmuyoruz<br />
Benim sözlerim eskidi<br />
Onunki de eskidi<br />
Zaten kelimeler sonludur<br />
Öyledeğil mi<br />
Donuk donuk bakışıyoruz<br />
Ben ölüme iyice yakın<br />
O yaşamaktan uzak<br />
Öyle bir gök içinde durmuş gibiyiz<br />
Karanfiller ölürken<br />
Karanfillerden bir deniz.</p>
<p>BİR MEYHANE GARSONU</p>
<p>İşte<br />
Isınmış parke yolun kokusu<br />
Demek ki ben mutsuzum<br />
Tuhaf bir su içmişim de sanki içim görünüyor<br />
Gözlerim buzdan<br />
İçimde yaz kırıkları.</p>
<p>Eklemek gerek<br />
Büyümesi gibi bir salyongozun<br />
Yıllarla değil, yıllarla değil<br />
Saniyelerle kıvrılmıştır kabuğum.</p>
<p>Aynalıpasaj&#8217;ı geçtim<br />
Geçerken sağlı sollu aynalara baktım &#8211; her günkü gibi -<br />
Vitrinlere baktım, düğmelere, fremuarlara<br />
Yukardaki taş heykelciklere baktım<br />
Bakmasam ne yapacaktım, açılıp kapanmaya başladı dudaklarım<br />
Gözkapaklarım<br />
Açılıp kapanmaya<br />
Açılan kapanan çözülen<br />
Ne varsa duyuyordum kendimde<br />
Balıkpazarı&#8217;na saptım.</p>
<p>Ben balıkpazarı&#8217;na sapınca<br />
Dünyada sayılmayan bir adamdım<br />
Nasıl duruyorsa gökyüzü sayılmadan<br />
Boylu boyunca bir duvar<br />
Ve uzay nasıl duruyorsa<br />
- Uzay ki mutluluktur<br />
Ele geçmeyen bir sonsuzluktur uzay -<br />
Ben masallara şunu bunu taşırdım.</p>
<p>Oldukçe dar bir sokağa gelince durdum<br />
Karşıdan karşıya çamaşırlar asmışlardı<br />
Mor, pembe, beyaz çamaşırlar<br />
Kızgın yaz güneşinin altında<br />
Hoşlandım<br />
Anahtarı kilide soktum, bundan da hoşlandım<br />
Çevirdim bir iki kez, kapı titredi<br />
Ben de titredim<br />
Dükkanı açtım.</p>
<p>Karşıki evler çoktan uyanmıştı<br />
Hemen herkesi az çok tanırdım<br />
İki kocakarı, levanten, dama oynuyorlardı gene camın önünde<br />
Çinko balkonda bir kız çocuğu ağlıyordu<br />
Oydu<br />
Bir satıcıya sesleniyordu, oydu<br />
Besbelli yeni uyanmıştı, saçları dağınıktı<br />
Zayıftı, sürekliydi, değişmiyordu<br />
Sesi inceydi, isterikti<br />
Saate baktım dokuz buçuktu.<br />
Ne yaptım da ben, daha sonra ne yapacaktım<br />
Önce helaya girdim, bir süre helada kaldım<br />
Terledim, adını bilmediğim bir kokuyla koktum<br />
Mutfağa girdim<br />
Patatesleri soydum yıkadım<br />
Domatesleri salatalıkları<br />
Soydum yıkadım<br />
Muska böreği sardım kaldırdım<br />
Bira kasalarını, boş şişeleri<br />
Dükkanın önüne çıkardım<br />
Camları sildim, ortalığı süpürdüm<br />
Sonra bir iskemleye oturdum<br />
Orda yüz binlerce cinayeti ben<br />
Ve intiharı<br />
Bir mutluluk gibi dışımda duydum.</p>
<p>Evet, gelirdi<br />
Ruhi Bey mi dediniz, evet, gelirdi.</p>
<p>PATRON MASAYA GELİR</p>
<p>Ben patronum, şöyle böyle bir adamım<br />
Bırakın konuşayım<br />
Bir bira içeyim konuşayım<br />
Kim ne derse desin kadınlara düşkünüm<br />
Ne yapayım öyleyim<br />
Kadın dendi mi sanki ben<br />
Vişneli bir dondurmayı durmaksızın yalarım.</p>
<p>Ruhi Beyi pek tanımam<br />
Yok, hayır, belki de iyi tanırım<br />
Neden derseniz ben herkesi iyi tanırım<br />
İşsizim, dülgerim, boyacıyım<br />
Herkesle bir olurum<br />
Kişiliksiz kalırım.</p>
<p>Günün herhangi bir saatinde çıkar gelir<br />
Nasılsınız Ruhi Bey, derim<br />
O her zamanki gibi: iyiyim, iyiyim!<br />
Şu köşedeki masa onundur<br />
Başkası oturmuyorsa gider oturur<br />
Şaraptan başka bir şey içmez<br />
Bazen şarapla birayı karıştırır<br />
Doğrusu sarhoşken hiç görmedim<br />
Tersine çok incedir, derim ki biraz da soyludur<br />
Nedense bulutlanır gözleri arada<br />
O zaman kimseyi görmez<br />
Uzaklara bakar yalnızca<br />
Benimle konuşurken, gazetesini okurken<br />
Ruhi Bey uzaklara bakar<br />
Sanırsınız ki işte çok uzaklarda bir Ruhi Bey daha var<br />
Bana öyle gelir ki durmadan geri çağırır onu<br />
Ama durmadan<br />
Ve alır karşısına &#8211; neden bilinmez -<br />
Suçlu bir çocuktur da sanki o, gizli gizli azarlar.</p>
<p>Parası varsa verir<br />
Yoksa hiç bir şey söylemeden çekip gider<br />
Sonra bir cep saati vardır, arada çıkarıp bakar<br />
Ama bilirim saatle filan işi yoktur<br />
Zaten zamanla işi yoktur ki Ruhi Beyin<br />
Hep aynı elbiseyi giyer<br />
Yazın ceketini çıkarır<br />
Kravatı ip gibidir, incedir<br />
Ayaklarına hiç bakmadım<br />
O kadar ilginçtir ki yüzü, ayakları bilmem var mıdır.</p>
<p>Bu meyhaneyi yirmi yıldır işletirim<br />
Doğrusu Ruhi Bey gibisini hiç görmedim<br />
Mısırçarşısı&#8217;nda baharatçı dükkanları vardır, bilirsiniz<br />
Ruhi Beyi ben o dükkanlara benzetirim<br />
Binlerce şeydir çünkü Ruhi Bey<br />
Nanedir, ada çayıdır, zencefildir<br />
Bu çevrede herkes onu tanır<br />
Bana sorarsanız tanımaz<br />
Şöyle ki, bir ayakkabı çivisi gibi kendine batar<br />
Şarabıyla batar, uykusuzluğuyla batar<br />
Gülmesi hüznüne<br />
Konuşması susmasına batar.</p>
<p>Çok oturmaz, usulca kalkıp gider<br />
Sıkılır da mı gider, pek anlamam<br />
Anladığım bir şey varsa<br />
Şu bardağı görüyorsunuz ya<br />
Bardağa birayı boşalttığım gibi gider<br />
Gitmeden önce biraz silikleşir<br />
Sonra büsbütün solar<br />
Gerçekte<br />
Dört mevsimin karışımı gibidir Ruhi Bey.</p>
<p>Size bir olay anlatayım, çok kısa<br />
Bir kış günüydü, kar yağıyordu<br />
Gök sapından boşalmış papatya yaprakları gibi duruyordu<br />
Kapıda Ruhi Beyi gördüm<br />
Gözleri kıpkırmızıydı<br />
Çiğnenmemiş karın üstünde<br />
İki tek kokina gibi duruyordu gözleri<br />
Beni birine gösteriyordu eliyle<br />
Yanında kimseler yoktu<br />
Birine yakınıyordu benden<br />
Yanında kimseler yoktu<br />
Bir adım daha attı<br />
Eli bir bıçak ucu gibi sipsivriydi, uzundu<br />
Ve nasıl olduysa oldu<br />
Yitirdim bir anda gözden<br />
Hani düş gördüm desem<br />
O zaman sağ bileğim niye kanıyordu.</p>
<p>KÜRK TAMİRCİSİ YORGO VE KÜÇÜK BİR OLAY</p>
<p>Tepebaşı&#8217;ndan Pera&#8217;ya girerken<br />
Küçük bir alandan geçeceksiniz<br />
Geçmeyin!<br />
Sağda ufak bir dükkan vardır, benimdir<br />
Kapının üstünde KÜRK TAMİRCİSİ YORGO yazılıdır<br />
İyi havalarda kapısı açıktır<br />
İçersi biraz loştur<br />
Loşolsun, ben severim, böylesi daha güzeldir<br />
Ben, karım, bir de anjel<br />
Biz üçümüz kürk kaplarız, kürk dikeriz<br />
Anjel elimzide büyümüştür, iyi kızdır<br />
Hemen hemen hiç konuşmayız &#8211; içersi biraz loştur -<br />
Yoktur ki ne konuşsak yıllarca konuşmuşuz.</p>
<p>Ama baksak ki birbirimize arada<br />
- Yorulunca işten bakarız da -<br />
Sanki herkes yeni bir haber getirmiş gibidir<br />
Öyledir öyledir<br />
Yüzlerimiz ona göre kesilmiş<br />
Ona göre biçilmiştir<br />
Çünkü insan yalnızken katettiği yollardan<br />
Ne zaman geri dönse yeni bir haber getirir<br />
- Doğrusu kentlerden kentlere mektuplar da böyle sessiz gider -<br />
Ve dışardan biri geçse gözlerimiz ona dikilir<br />
Çok görmüşümdür iş hanlarındaki terziler<br />
Kapıları açık terziler de böyledir<br />
Biri merdivenleri çıkmayagörsün<br />
O çıraklar kalfalar yok mu<br />
Dişlerinde iğneler, iplikler<br />
Başlarını kaldırıp<br />
Hepsi birden göz kulak kesilirler.</p>
<p>Her neyse<br />
Biz karı koca masada çalışırız<br />
Anjel yerde çalışır<br />
Nedense hoşlanır bundan, yerde çalışır<br />
Biraz da açık saçık giyinir &#8211; söylerim, dinlemez -<br />
Kürkleri bacaklarının arasına sıkıştırır<br />
Kızarsa donunu filan gösterir &#8211; söylerim, dinlemez -<br />
Yeni evlidir, kocası burada yoktur.</p>
<p>Ruhi Bey derler bir adam vardır<br />
Ne bileyim işte, böyle bir adam vardır<br />
Cin gibidir, nereden geldiği bilinmez<br />
Dükkanın önünde durur<br />
Tam şurada dikilir<br />
Git dersin gitmez<br />
Bu kez de Anjel&#8217;e dönerim<br />
Anjel, derim, bak kızım Anjel<br />
- Söylerim, dinlemez -<br />
Yeni evlisin, kocan ne der<br />
- Hiçbir şey demez!</p>
<p>Yeğeni vardır bir de Anjel&#8217;in<br />
Şu karşıki dükkanda çalışır<br />
On altı yaşlarında, çocuk<br />
Bir gün yakaladığı gibi Ruhi Beyi<br />
Tuttuğu gibi yakasından<br />
Gerisini sormayın daha iyi<br />
- Çünkü ben böyle şeyleri pek sevmem -<br />
Hep birden karakolluk olduk<br />
Bu olaydan tanırım işte Ruhi Beyi.</p>
<p>Gene mi<br />
Evet, geliyor<br />
Seyrek de olsa geliyor<br />
Bakıyor bakıyor bakıyor yalnız<br />
Anjel desen öyle<br />
Bacaklarını dikmiş oturur<br />
Aldırdığı bile yok<br />
Ruhi Bey de artık fazla kalmıyor.</p>
<p>RUHİ BEY ANLATIYOR:<br />
BİR DÜĞÜN GÜNÜ VE SONRASI</p>
<p>Kısacık bir gündü, bir iki dakikalık bir gündü<br />
Çocukların günü gibi bir gündü<br />
Kahverengi fotoğrafları vardı, bulanıktı<br />
Hiçbir şey açık seçik görünmüyordu<br />
Kocaman bir bahçe olmalıydı, orda burda<br />
Tavuskuşları olmalıydı, herbiri<br />
Öyle bir başına hiç kımıldamadan duruyordu<br />
Saniyeler sümbüller gibiydi<br />
Saniyeler sümbüller gibiydi dokunsam iki parmağım arasında akıyordu<br />
Kısacık bir gündü.</p>
<p>Bir kişi bile yoktu<br />
Hayrünnisa ile ben vardım<br />
Seylan taşları ile işlenmiş bir iğne vardı<br />
Yansıyan kırmızılık taranıyordu güneşte<br />
Kan gibi parlıyordu<br />
Şöyle böyle hatırlıyorum<br />
Beni ölüme uğurlayan bir düğün günü<br />
Babamı hatırlıyorum<br />
Babamın ölümünü<br />
Kırbacıyla birlikte bir çam ağacına gömülü<br />
Annemsa odasında babamın<br />
Hasta yatağında<br />
Kımıldamadan yatıyor<br />
Pencerede sapsarı bir limon görüntüsü<br />
Duvarda rengarenk bir kırbaç koleksiyonu<br />
Hatırlıyorum<br />
Dişleri vardı Hayrünnisa&#8217;nın<br />
Hatırlıyorum<br />
Bir şeyler vardı, ortasından kesilir gibiydi<br />
Dişleri bembeyazdı<br />
Kesilen her şey bembeyazdı<br />
O dişleriyle vardı, ben yoktum<br />
Seylan taşlı iğnenin altındaydım, ben yoktum<br />
Hayrünnisa vardı, ben yoktum<br />
Üç gün üç gece geçti, ben yoktum<br />
On gün daha geçti,sonra ben günleri unuttum<br />
Bir kuşluk vaktini iyi hatırlıyorum<br />
İçerenköy&#8217;deki tozlu bir yolu<br />
Postacıyı<br />
Terziyi<br />
Oyanmış limonluğu<br />
Çiçek satan adamı<br />
Bir otobüs durağını iyice hatırlıyorum<br />
O yoktu.</p>
<p>Ve bir sabah ben vardım<br />
Koskoca bir konağı bir başıma soydum<br />
Yer halılarını çıkardım, kalın kadife perdeleri<br />
Maun konsolu, Çin porselenlerini, gümüş takımlarını<br />
Hatırlıyorum<br />
Mineli pandantifleri çıkardım, altın zincirleri, pırlanta yüzükleri<br />
Büyük kristal avizeleri, sedefli koltukları<br />
Bursa çatmalarını, Beykoz koleksiyonlarını, minyatürleri<br />
Hepsini, hepsini bir bir çıkardım<br />
Tutkuyla çıkardım, şehvetle çıkardım<br />
Öfkeyle<br />
Kanını akıtaraktan konağın<br />
Hatırlıyorum<br />
Konakta o gece konakla kaldım.</p>
<p>BİR GENELEV KADINI VE&#8230;</p>
<p>Girdi<br />
Sırtında eski bir ceket vardı<br />
Bir yerlerden sızmıştı sanki, gün ışığı gibiydi<br />
Sarışındı<br />
Önce bir süre kapının önünde durdu durdu<br />
Gölgelendi, inceldi, beni gördü<br />
Pek önemsemedim<br />
Baktı, hiç konuşmadı<br />
Oysa bir İsa tasviri gibi uçumluydu, güzeldi<br />
Yer gösterdim, oturmadı<br />
Bir sigara yaktım, ona da verdim<br />
Aldı<br />
Sigarasını ben yaktım<br />
Kısa bir gülümseme yürüdü dudaklarından<br />
Benim dudaklarıma da geçti<br />
Çocuklar gibi kızardım<br />
Öteki kızlar gülüştüler<br />
Ben kendimi sevdim, güvendim<br />
Saçlarımı düzelttim, göğsümü biraz kapadım<br />
Bana elini uzattı, ellerimiz birbirine değdi<br />
Sıcaktı, inceydi, kıskanırım anlatmaya bu eli<br />
Ağır ağır odama çıktık.</p>
<p>Girdi<br />
Açık pencereyi kapadım<br />
Perdeyi çektim<br />
Arkamı döndüm, yavaş yavaş soyundum<br />
Bileğimdeki saati çıkardım<br />
Sigaramı söndürdüm<br />
Tam o zaman..<br />
Zaman da değildi belki<br />
Önce korkunç bir gözyaşı seli<br />
Sonra alabildiğine bir kayalık<br />
Kayaların üstünde bir kertenkele<br />
Ardından bir ormanın uğultusu<br />
Binlerce kanat sesi<br />
Sağ elinde bir bıçak<br />
Yok, hayır, bıçak da değildi<br />
Vuran, ezen, öldüren bir el<br />
Ve eller<br />
Ve dişler<br />
Kendimden geçtim.</p>
<p>Bir daha gelmedi, hayır, bir daha hiç gelmedi<br />
Ama onunla ben<br />
Ne zaman istedimse o zaman yattım.</p>
<p>RUHİ BEY VE LİMONLUKTAKİ YANGIN</p>
<p>Niye lmalı öyleyse<br />
Aşk mutlu bir sürgünlükse.</p>
<p>Üvey annemdi benim, ben sarışındım<br />
On altı yaşındaydım, sarışındım<br />
Bulanık çıkmış fotoğraflar gibiydim, görünümsüz<br />
Yalnızdım, karışıktım<br />
Beni tanıyan kimseler yoktu<br />
Hiç yoktu<br />
İçime kapanıktım<br />
Büyük ağaçların altında<br />
Havuzun kırık taşları arasında<br />
Bilmezdim mutluluk nedir<br />
Bilemezdim<br />
Alıp başımı gitmek isterdim<br />
İsterdim ama, kalırdım</p>
<p>Sanki kar yağışlarının ardından<br />
Uzun süren kar yağışlarının ardından<br />
Sevimsiz bir lunaparkta<br />
Kimsesiz bir atlıkarıncaydım.</p>
<p>Bir limonluğumuz vardı, öğle saatlerinde<br />
Bazen o limonlukta uyurdum<br />
Karışık düşler görürdüm<br />
Yalnızlık?<br />
O bir başına kalırdı, ben bir başıma kalırdım<br />
Sanki hiç tüketilmeyen bir otobüs durağı<br />
Gibi kalırdım<br />
Bir gün<br />
İçeri girdi, uyanıktım<br />
Yarı uzanmıştım, uyanıktım<br />
Bir üşümüşlüğü tutuyordum yüzümde, uyanıktım<br />
Dudakları aralıktı, ben uyanıktım<br />
Öyle bir süre durdu, baktı<br />
O baktı ben de baktım<br />
Yanıma usulca uzandı<br />
Uzandığını görmedim, ama uzandı<br />
Dağıldı, uçuştu, bir gülüş gibi uzandı<br />
Önce şaşırdım<br />
Önce hiç kımıldamadım<br />
- Yalnızlık biraz azaldı -<br />
Saçlarımı sevdi, hiç kımıldamadım<br />
Bir biçim değildim sanki, bir nesne, bir şey değildim<br />
Biraz utandım<br />
Sokuldu bana iyice, bana sarıldı<br />
Dudaklarımı aldı, dudaklarımı taşırdı<br />
Köpüren sütler gibi taşırdı<br />
Köpükler içinde kaldım<br />
- Mevsim her zamanki gibi yazdı -<br />
Birden beyaz bacaklarını gördüm<br />
Sonra her şeyi gördüm<br />
O her şeyi ben ilk defa gördüm<br />
Ses çıkarmadım<br />
Ses çıkarmadım, köpüren sütler gibiydik<br />
Beni yeniden öptü, üstüne çekti beni<br />
Köpüren sütler gibiydik<br />
Limonlar beyazlandı<br />
Bir limondan başka bir limona geçtik<br />
Bir limondan başka bir limona geçtim<br />
Gözlerim süt gibiydi, sayısız gözlerim vardı<br />
İlk defa vardı<br />
Upuzun sürdü, kısacık sürdü<br />
Beni bıraktı<br />
Ayağa kalktı, saçlarını düzeltti<br />
Süt dindi<br />
Ama ben kaldım<br />
Çoraklar, çöller, tuzlu denizler gibi kaldım<br />
O gözlerini dikti bana<br />
- Ben suyun yanması gibi tuzda -<br />
Anlamsız, uzun<br />
Gizli, korunaklı<br />
Yüzüyle itermiş gibi ilk defa gördüğü bir yaratığı<br />
Yıllarca, ama yıllarca<br />
Baktı baktı baktı.</p>
<p>Kimseye bir şey söylemedim<br />
Ama bir daha gelmedi<br />
Ne sevgi, ne nefret, ne önceleri bir şey duymadım<br />
Sadece gelsin istedim<br />
Uyanık bekledim<br />
Gelsin istedim<br />
Ama bir daha gelmedi.</p>
<p>Anladım neden sonra<br />
Anladım kötülük olsun diye geldiğini limonluğa<br />
O bembeyaz dişleriyle yoktu, ben vardım<br />
Üç gündüz daha geçti, ben vardım<br />
On gün daha geçti, sonra ben günleri unuttum<br />
- Unutmak! ben büyüdükçe o benim çocukluğum -<br />
O yoktu<br />
Beni uyardı, beni yalnız bıraktı, anladım<br />
Çocukken vururdu, kanatırdı, ezerdi<br />
Bu kez de<br />
Anladım severekten<br />
Okşayaraktan yapmak istedi aynı şeyi.</p>
<p>Üvey annemdi, ben sarışındım<br />
O da sarışındı<br />
Beni uyardı, beni yalnız bıraktı</p>
<p>(Açık saçık giyinirdi, pek anlamazdım<br />
Dudaklarını ıslak tutardı, pek anlamazdım<br />
Şehvetle aralardı, bembeyaz dişlerini görürdüm<br />
Bembeyaz dişlerini görürdüm<br />
Bembeyaz<br />
Kalçalarını okşayaraktan tutardı.)</p>
<p>O günden sonradır ki iyi tanıdım ben kanı.</p>
<p>Bir gece uykudaydı bütün konak<br />
Gizlice bahçeye çıktım<br />
Yaralı bir hayvan gibi sürünerekten<br />
Sokuldum limonluğa usul usul<br />
Döktüm bir şişe gazı ve limonluğu yaktım.</p>
<p>KISA BİR NOT:<br />
KONAKTA SON GÜN VE..</p>
<p>Ve yıllarca sonra kadının ölüsünü<br />
Bir bulantı cenazesi gibi kaldırdılar içimden.</p>
<p>O gece konağın bütün lambalarını yaktım<br />
Elimde bir içki şişesiyle ben<br />
Sanki bir insan şehrayini vardı da, ben<br />
Gecesiz bir sarışındım<br />
Gecesiz bir sarışındım ve işte<br />
Bütün kapıları açtım kapadım<br />
Kırdım parçaladım elime ne geçtiyse<br />
Biblolar mı olur, yağlıboya tablolar mı, kristal takımlar mı<br />
Elime ne geçtiyse<br />
Açtım pencereleri dışarı attım.</p>
<p>Durmadan atıyordum, eşyalar bitmiyordu ki hiç<br />
Eşyalar bitmedikçe öfkeyle içiyordum<br />
Ve kinle<br />
İniltiler duyuyordum aşağıdan yukarıdan<br />
Ve bağrışmalar<br />
Ve çığlıklar duyuyordum bir de<br />
Tanıdığım artık ve bildiğim iyice<br />
Acayip hayvan seslerine benzeyen<br />
- Konak ki bir şimşekti de, elle düzeltilmişti sanki bir yağmur öncesinde -<br />
Uşaklar evlatlıklar birbirine giriyordu<br />
Birbirlerinden çıkıyordular<br />
Aralarına karıştım<br />
Boşaldım boşaldım boşaldım<br />
Ve bilirdim, biliyordum, süresiz bir sarışındım<br />
Başkalarını da çağırdım daha sonra<br />
Ve karşıladım.</p>
<p>Oramlakarşıladım, en çok oramla<br />
Kapıda karşıladım, düşümde karşıladım<br />
Bir sürü adamlar geldi,o bir sürü adamla bir sürü kadınlar<br />
Nerde kim varsa işte bir bir geliyordular<br />
Mutsuzlar, umutsuzlar, uyumsuzlar<br />
Ellerinde paketlerle geliyordular &#8211; neler yoktu ki -<br />
İçkiler, çiçekler, pastalar<br />
Küçük küçük paketler, büyük büyük kutular.</p>
<p>(Ah, ne de çok şeyleri vardır da, nasıl<br />
Hep böyle yerinde harcar bu kentsoylular.)</p>
<p>Giysiler giysiler gene giysiler<br />
Fiyonklar, boncuklar, payetler<br />
Değerli &#8211; değersiz, sahici &#8211; yalancı<br />
Türlü türlü iğneler, yüzükler ve kolyeler<br />
Önce hep nasılsınızlar, lütfenler, oturmaz mısınızlar<br />
Denenmiş iç geçirmeler, gizliden bakışmalar<br />
Ve yaldızlı cümleler<br />
Bu pazar ne yaptınız? Hangi pavyonda? Sahi mi?<br />
İğreti kahkahalar, ucuzundan gülmeler<br />
Bacak bacak üstüne atmalar, yerlere uzanmalar<br />
Sigaralar içkiler<br />
Sonra gene içkiler, hiç bitmeyen içkiler<br />
Ve dudaklar ve gözler, ince uzun boyunlar<br />
Memeler, kalçalar, kıçlar, falluslar<br />
Ve yavaştan seviciler, ibneler<br />
Poz kesen jigololar.</p>
<p>(Nasıl da vaktini bilirler her şeyin<br />
Ve vaktinde girişirler herşeye bu kent soylular.)</p>
<p>Sabaha karşı duruldu her şey<br />
Gidenler, gelenler, yeniden gidip gelenler<br />
Duruldu konak<br />
Denizanaları gibi açıldı kapandı<br />
Sızanlar mı dersiniz, uyuyup kalanlar mı<br />
- Elle düzeltilmiş bir yağmur sonrası mı acaba -<br />
Bir ara yağma edildiydibütün kamçılar<br />
Ne kalmışsa kırıp dökmediğim<br />
Fırlatıp atmadığım<br />
Yağma edildiydi gümüş şamdanlar<br />
Saatler, konsollar, sehpalar<br />
Perdeler, avizeler, halılar.</p>
<p>(Bilmezsiniz siz, bilemezsiniz<br />
Görseniz nasıl ince<br />
Nasıl da kibardırlar bu kentsoylular.)</p>
<p>Kanadı kanadı kanadı o gece bütün konak<br />
Görkemli bir Kadın kaburgasını andıran konak<br />
Bahçede acı acı bağıran tavuskuşları.</p>
<p>(Kim ne derse desin iyi bilirler kovulmayı da<br />
Azıcık sırıtırlar, azıcık da şakaya filan alırlar<br />
Ve usuldan ve bozmadan hiç durumlarını<br />
Çıkarlar kırıtaraktan dışarı<br />
Yalanla avunurlar, yalanla korunurlar<br />
Bilmezler utanmayı hiç bu kokuşmuş kentsoylular.)</p>
<p>Yaktım konağı da o gece<br />
Bir daha, bir daha yaktım<br />
Yüzlerce, yüzbinlerce yaktım hiç usanmadan<br />
Aklımda bunlar kaldı sadece.</p>
<p>Soluksuz sessiz<br />
Gölgesiz devinimsiz<br />
Bir Ruhi Bey olarak Ruhi Beysiz<br />
Kentin içine kadar sokuldum.<br />
Ağzımın içi zehir gibiydi<br />
Tuttum bir sigarayaktım<br />
Kravatımı düzelttim<br />
Ayakkabılarımı sildim<br />
Ve sordum:<br />
- Ben Ruhi Bey nasılım<br />
- Sahi siz nasılsınız Ruhi Bey<br />
- İyiyim iyiyim.</p>
<p>BİR OTEL KATİBİ</p>
<p>Anlamadığım şu<br />
Ben neden bir otel katibiyim<br />
Eskiyim, renksizim, kimsesizim<br />
Yontulmuş kalemlerden, sosisli sandviçlerden iğrenirim<br />
Papazlardan, homoseksüellerden iğrenirim<br />
Kız kurularından ve saldırgan dullardan<br />
Ve yaşlı adamların sararmış dudaklarından<br />
Ve deli saraylılardan, onların aybaşı kokularından<br />
Kendimden kendimden<br />
Ve nedendir ki ben<br />
Sararmış bir sürahide kirli bir su gibi bekletirim.</p>
<p>Günlerden ne? Pazartesi! İyi bilirim<br />
Ama gün nedir bilmem<br />
Çiylerle çiçeklerle çamlarla doldurulmuş gün<br />
Göğsü bir martı göğsü gibi denizlere değen<br />
Parklarda bahçelerde göz dolduran gün<br />
Bir çocuğun gözlerinden gözyaşı içen<br />
Sesini bir ayin gibi uzaklardan duyduğum<br />
Gün nedir.</p>
<p>Kokular vardı ayrı ayrı, ben unutmuşum<br />
Hepsi şimdi bir otelin kokusu<br />
Kullanılmış çamaşırların ve bavulların kokusu<br />
Ve telefonların ve kapısı açık helaların<br />
Ve hasta soluklarının, tozlu yer halılarının<br />
Sabahlara kadar yanan ampullerin kızgın<br />
Birbirine karışmış, değişmeyen kokusu.</p>
<p>Ruhunda kasvetin suyunu buldu<br />
Kimdir<br />
Olsa olsa bir otel katibidir<br />
Bir otel katibi her yerde bir otel katibidir<br />
Gözlüklü ve tedirgindir<br />
Hiç yıkanmamış gibidir, parmakları sarıdır<br />
Ön dişleri çürüktür, avuçları terlidir<br />
Yıllar var ki bir kumaş düşler kendine<br />
Ve bu yüzden olacak sanki biraz terzidir.</p>
<p>Sorarım &#8211; ki otel katipleri sorar &#8211; bir terlik nedir<br />
Terliğin yenisi yoktur<br />
Geçmişi yoktur, geleceği yoktur<br />
Yeri ve kimliği zaten yoktur<br />
Bir terlik bir terliktir o kadar.</p>
<p>Bilirim kötünün kötüsü bir oteldir burası<br />
Odalarında hamam böcekleri, sinekler<br />
Pis yataklar, lekeler, sararmış çatlak lavabolar<br />
Peki bir insan nedir<br />
Sorarım &#8211; ki otel katipleri sorar -<br />
Bir gün gittikçe ufalıyordum<br />
Düş müydü, gerçek miydi, iyi bilemem<br />
Oturmuş bir küvete kuruyup kayboluyordum.</p>
<p>Şarkıcılar, sokak çalgıcıları gelir en çok<br />
Sokak kadınları, serseriler<br />
Evet, ara sıra Ruhi Bey de gelir<br />
Kan renginde gelir, yolunu şaşırmış bir böcek gibi gelir<br />
Sapından eğilmiş bir gelinciğin öğle uykusu gibi<br />
Çocuksu hafif</p>
<p>Tam bizim otelliktir<br />
Sanırım elbisesiyle yatar, ayakkabılarıyla<br />
Sabah olunca erkenden kalkar<br />
Ve kalkar kalkmaz başlar içmeye, doğrusu pek anlayamam<br />
Uçak saatlerini sorar, lüks lokantaları sorar bir de<br />
Pek anlayamam<br />
Şu var ki, kendiyle eğlenir gibi sorar<br />
Elinde vapur tarifeleri, kataloglar<br />
At yarışı listeleri<br />
Yanaşır pencereye, ışığa tutar birer birer hepsini<br />
- Otel her zaman loştur -<br />
Bakar bakar bakar.</p>
<p>Nemli bir havlunun yere bırakılışı gibi<br />
Çöker bir iskemleye sonra<br />
- Çoğu zaman böyle yapar -<br />
Sokağa bakar aralıksız<br />
Öyle bakar ki, sokakta bir şeyler olmuş sanırsınız<br />
Sanki bir cinayet işlenmiş, biri parasını çarptırmış<br />
Ya da terkedilmiş bir kadın yakalamış kocasını<br />
Bağırıp çağırıyordur gebe karnını göstererek<br />
Nerdeyse<br />
Hani nerdeyse polisler gelecek<br />
Nerdeyse<br />
Hani nerdeyse polisler gelecek<br />
- Gerçi her türlü olaya tanığızdır bu sokakta -<br />
Oysa işte Ruhi Bey<br />
Görerek bakmıyordur ki bir şeyler anlasanız</p>
<p>İçer bardağındaki son yudumu da<br />
Topundan boşalan bir kurdele gibi<br />
Sarı bir kurdele gibi<br />
Çekip gider az sonra.</p>
<p>BİR OLAY: RUHİ BEY VE GÜLCÜNÜN ÖLÜMÜ</p>
<p>Bir kara parçası sanır insan<br />
Düştü mü başı derde<br />
Kendini açık denizlerde.</p>
<p>Şimdi bir kıyı bile değil<br />
Bir ufuk çizgisi bile değil<br />
Yalnızca ölü<br />
Sabaha doğru yağan karın altında<br />
Kıvrılmış kalmış<br />
Besbelli tutunmak istemiş boşluğa<br />
Kolları havada<br />
Sıkmış avuçlarıyla bir demet gülü<br />
Yayılmış gövdesine bir gülümseme<br />
Ve çevresine<br />
Taş binalara, karanlık pencerelere<br />
Kefeni kardan ve gülden.</p>
<p>Polis arabası kapıya geldiği zaman<br />
Giyimevlerini, mezecileri, postaneyi geçerek geldiği zaman<br />
Arka sokaklardaki birkaç kiliseyi<br />
Cenaze levazımatçılarını ve<br />
Bin dokuz yüz yirmi sekiz modasına göre giyinmiş bir kadının bir anlık ölüsünü<br />
Geçerek geldiği zaman<br />
Bir kamyon et boşaltıyorken bir kasap dükkanının önünde, tam o zaman<br />
Yüzü sabunlu bir otel müşterisinin elinde traş makinesiyle<br />
Pencereden sarktığı zaman.</p>
<p>Polis arabasını görmeden önce<br />
Her yanı aynalarla çevrili bir meyhanedeydim<br />
Sırçaları dökülmüş aynalarla<br />
Parça parça görüyordum kendimi<br />
Dışarda kar vardı, kirli kar<br />
Isınmak için konyak içiyordum<br />
- Isınmak için mi dedim, tuhaf -<br />
Dışarda kar vardı<br />
Saat dokuzu on geçiyordu, Balıkpazarı&#8217;nın her günkü sabahı<br />
Yıllardır hep aynı sabah<br />
İri bir kayabalığının içbükey karnı<br />
Ve binlerce, on binlerce kedinin hep birden<br />
Kente hiç uymayan bir yaratık gibi kımıldandığı<br />
O sabah.</p>
<p>Polis arabası kapıya geldiği zaman<br />
Aynalıpasaj&#8217;ın düğmecileri, gömlekçileri<br />
Yüzükçüleri, bilezikçileri, tuhafiyecileri<br />
Dükkanlarını açık unuttukları zaman<br />
Ve dükkanların üstündeki heykelciklerin<br />
Bir yas törenine hazırlanır gibi<br />
Anlatımlarını değiştirdikleri zaman<br />
Balıkçıların balıkların karşısında en iyi durdukları zaman<br />
Ayakta çay içtikleri zaman<br />
Mermer masaların altından yorgun gövdeleriyle<br />
Çıktıkları zaman serserilerin<br />
Ve Pasaj temizlenmeye ve karlar kürenmeye başladığı zaman<br />
Masmavi iki yengeç gibi bakmaya başladığı zaman gözleri garson Vasil&#8217;in<br />
Tam o zaman.</p>
<p>Polis arabası kapıya geldiği zaman<br />
Üç kişi siyah bir otomobilden indiler<br />
Üçü de sivildi, ellerinde çantaları vardı<br />
Ben meyhanenin penceresindeyim<br />
İçerde ve kar içindeydim<br />
Bir demet gül içindeydim<br />
Güle gömülüydüm<br />
Kana.</p>
<p>Polis arabası gittiği zaman<br />
Demir kapının yanında ölü<br />
Gökyüzünü dönemecinin altında<br />
Ve yerde bırakmamak ister gibi sözünü<br />
Elinde bir demet gülle<br />
&#8220;Gül, gül!&#8221; diye acı bir bağırtıyı uzattığı güllerle<br />
Ipıslak saçlarıyla buzdan yatağına uzanmış.</p>
<p>(O zaman ıhlamur ağaçları kardan görünmezdi. Gözlerim azalırdı,<br />
gizlenirdim. Babam koyu kahverengi çizmeleriyle karları ezer ezer<br />
ezerdi çakıltaşlarının ayaklarının altında oynaştıklarını duyuncaya<br />
kadar. Annem çatı katının yanındaki sivri kuleden gözlerini ayırmazdı,<br />
yeter ki gök kanasındı beyaz beyaz ve kocaman bir alabalığın karnı.<br />
Uşaklar bir köşeye sinerlerdi, hiç konuşmazlardı, bir kristal sürahi<br />
rüzgardan ürperir titrerdi. İniltiye benzeyen bir ses yayılırdı.<br />
Karanlığa yapışırdım, bir kapı karanlığına, bir duvar karanlığına, bir<br />
yokoluş karanlığına. Ölüm çok uzaklardaydı, o zaman çok uzaklardaydı<br />
ölüm.)</p>
<p>Sordu<br />
Karla kaplı kirli bir cümle<br />
Başında kimler vardı?<br />
Bir, emekli postacı Hüseyin<br />
- Çok adres bildiği için adı pezevenge çıkan -<br />
İki, cenaze kaldırıcısı Adem<br />
- Çıplak kafalı, ön dişleri çürümüş -<br />
Üç, akordeoncu kadın<br />
- Hemen hemen hiç konuşmayan, saçları oksijele sarartılmış, Bizanslı bir<br />
kehribar taciri gibi şişman, yaşlı ve kızoğlankız -<br />
Ve sonra ötekiler<br />
Üç Horan Kilisesinin kapıcısı<br />
Çingene çalgıcılar, bademciler<br />
Lotaryacılar<br />
Bir iki garson<br />
En geride<br />
Çengelli iğne satan bir kız çocuğu.</p>
<p>Ve onu kaldırdılar, ben gördüm<br />
İkinci konyağımı içtim bitirdim<br />
Demir Kapıdan çıkardılar ve gördüm<br />
Morg arabasına koydular<br />
Kapısını ittiler, kapı kapandı<br />
Taraklar, istiridyeler açıldı kapandı<br />
Çiçekler titreştiler<br />
Bir balıkçı balık doğradı ve tarttı<br />
Pencereden çekildim.<br />
Günlerdir ilk olarak güldüm, gülümsedim<br />
Yıllardır ilk olarak<br />
Sanki ilk gözyaşının tarihini buldum, üstünü çizdim.</p>
<p>Ve sordu gene<br />
Ölümle kaplı o kirli cümle:<br />
Siz Ruhi Bey nasılsınız<br />
Ben Ruhi Bey nasılım<br />
Anladım anladım<br />
Ve şimdi iyi biliyorum artık nereye.</p>
<p>CENAZE KALDIRICISI ADEM</p>
<p>Bir ölü nedir ki bir ölüm nedir<br />
Acıyla kirlenmektir, acıya sevinmektir.</p>
<p>Siz bilirsiniz, isterseniz biraz gecikiriz<br />
Gelmesine geliriz, birazcık gecikiriz<br />
Ne kadar gecikirsek o kadar iyiyiz<br />
Ben o kadar iyiyim.</p>
<p>Bir zamanlar hamaldım, çelenk taşırdım<br />
En güzel çiçekleri ben sırtımda taşırdım<br />
Caddelerden geçerdim, büyük vitrinlerin önünden<br />
Serlerden bahçelerden güne damlardım<br />
Renklere karışırdım, kentin ışıklarına<br />
İçinden soyulan bir portakal gibi<br />
Kendi içdenizlerimi öper okşardım<br />
Süslenmiş gibi olurdum<br />
Kokular içinde kalırdım.</p>
<p>Sonra bir gün çağırdılar<br />
Sonra bir gün beni gene çağırdılar<br />
Artık hep çağırdılar, dört kişi olduk<br />
Dört kişi gerekliydi, dört kişi olduk<br />
Ölüleri gördük, ölüler koltuktaydılar<br />
Ölüleri gördük ölüler yatakta<br />
Ölüler giyinik, ölüler çıplak<br />
İşte biz dört kişi buna alıştık<br />
Bizi alıştırdılar.</p>
<p>Omuzlarım kesik kesiktir, nasırlıdır<br />
Her zaman bir ölü vardır omuzlarımda<br />
O kadar ölü vardır ki her yanımda benim<br />
- Ölüler içindeyim! ölüler içindeyim! -<br />
Örneğin bir bardak su içsem bir ölü kayar şuramdan<br />
Su içmeyen bir balık gibi kayar<br />
Ölülere takılmış bir uçurtma gibiyim<br />
Biraz öyleyim.</p>
<p>Ve otel müşterileri, onlar<br />
En inandırıcı ölülerimdir benim<br />
Her biri biri ölümü her gün yeniden yaşar<br />
Camlara yapıştırılmış yüzler gibi<br />
- Unutmak utanmaktır, siz bilirsiniz -<br />
Hüzünsüz, anlatımsız, soğuk<br />
Akşamüstü rengidedirler ve yorgundurlar.</p>
<p>Siz daha iyi bilirsiniz, Hıristiyanları soyarlar<br />
Ölüleri çıplaktır onların<br />
Ne yalan söyleyeyim görünce huylanırım<br />
Yeni ölmüş genç kızlar yeni doğmuş çocuklara benzerler<br />
Görünce huylanırım<br />
Bunu karıma da anlatırım, su dökünürüm<br />
Adım mı, Ademdir, iyi adamımdır.</p>
<p>Karıma anlatırım ya, size de anlatırım<br />
Bir gün bir ölü kaldırdık, Aşkenazlardan<br />
Heni şu Leh Yahudilerinden işte<br />
Gözleri o kadar mavi olan, mavi bir suda yüzer gibi gövdesi<br />
Saçları tütün rengnde<br />
Her neyse, uzatmayalım, bir de baktık ki ölünün arka cebinde<br />
Dolarlar, marklar, sterlinler<br />
Önce paylaşmayı düşündük, yalan söylemeyeyim<br />
Götürüp geri verdik az sonra<br />
Götürüp geri verdik, yüz lira aldık<br />
Hepsi hepsi yüz lira<br />
Bir gün bir ölüye asılı iki torba<br />
Torbalar kalçalara inmiş, askılar omuzlarda<br />
İçleri altın dolu<br />
Ölüyse bir okcakarı, Ermeni<br />
Çoluk çocuğu<br />
Elbette geri verdik altınları da.</p>
<p>Ve genç bir kız ölüsünden ametist bir kolye çıkardım<br />
Doğrusu sakladım onu gizlice<br />
Karımdan bile sakladım, karımdan<br />
Niye mi sakladım, uğurdur diye.</p>
<p>Bir karım, iki çocuğum, dört kişiyiz<br />
Kimseler bizimle konuşmaz<br />
Mahallede kahveye çıkmam, anlarsınız<br />
Giderek alıştım içkiye de<br />
Demin de söyledim ya, iyi adamımdır<br />
Benden kötülük gelmez<br />
İnanır mısınız, bir gün gene bir ölüyü kaldıracağız<br />
Tam kaldıracağız, birden farkına vardım<br />
Adam düpedüz yaşıyor<br />
Oysa raporlar filan tamam<br />
Buzluğa girdi mi o anda işi bitik<br />
Başında mirasçılar yas giysileri içinde<br />
Dedim ya, birsden farkına vardım<br />
Evet, o gün bugündür yaşıyor<br />
Cihangir&#8217;de oturur, zengindir<br />
Bir iki kez evine de uğradım<br />
Beni pek sevmez.</p>
<p>Ne de olsa herkes biraz ölüdür<br />
Otel müşterileri en önde gelir<br />
Kendileri soyar kendilerini kendileri giydirir<br />
Büyük kentlerin büyük tabutlarıdır oteller<br />
Nedense işte onlar gökyüzüne gömülür.</p>
<p>Bu sabah on birde bitirdim işimi<br />
Gidip uyuyacağım<br />
Belki de<br />
Ya karımla ya da<br />
Bir başka ölüyle yatacağım.</p>
<p>ACABA</p>
<p>Dönelim<br />
Döndürsün bizi<br />
Kalbin akıp giden bulutlara benzeyen sesi<br />
Yağmursuz bir yağmura açılmış kapılardan<br />
Ve akılda kalan bir yokuştan<br />
Ve yalnız çocuklara özgü o sonsuz sinema koltuklarından<br />
Ve çocukluktan<br />
Dönelim<br />
Dönelim mi biz<br />
Gençlikten, oralardan<br />
Mutluluğu bir kabuk gibi saran mutsuzluklardan<br />
Dönelim mi acıya<br />
Acıya, büyük acıya<br />
Ve soralım mı acaba<br />
Ey büyük yalnızlık! insansan eğer<br />
Bir kaya<br />
Dalgalar yalarken onu<br />
O bakarken kaskatı kalabalıklara<br />
Ah, kalbin bulut bulut akan sesi.</p>
<p>Bütünüyle bir semte benziyor Ruhi Bey<br />
Binlerce, on binlerce kedinin hep birden kımıldadığı<br />
Kedilerden örülmüş birsemte<br />
Ve soğuk bir tuvalde yerini bulamamış renkler gibi<br />
Soğuk ve ayakta tutan çelişkileri<br />
Bir görünümden bir başka görünüme kolayca sıçranan<br />
Her şeyin, ama herşeyin çok dıştan farkedildiği<br />
Eh belki de bir satır fazlalığı ya da bir satır eksikliği<br />
Belki de genç bir şairden ödünç laınan.</p>
<p>Yürüyor mu, yüremeyi mi düşünüyor Ruhi Bey<br />
Düşünmesi daha mı sonra koyuluyor yola<br />
Nereye gidecek ama, nereye varacak sanki<br />
Yoksa bir oyun tadı mı buluyor bunda<br />
Oyundan atılmaktan korkmayan bir oyuncu gibi<br />
Boşvermiş de sanki oyunun kurallarına<br />
Üstelik son bölümde, perdenin kapanmasına<br />
Azıcık vakit kalmış<br />
Ya da vakit var daha. Ama ne çıkar<br />
Gövdenin yazgıya başkaldırması mı<br />
Ruhi Beyin<br />
Başkaldırması mı yoksa</p>
<p>Vaktinden önce anlamanın şaşkınlığı mı<br />
Vaktinde anlamanın sevinci mi<br />
Ya da biraz geç kalmanın<br />
O gereksiz tedirginliği mi<br />
Hangisi</p>
<p>Ama belli ki sonundayız her şeyin<br />
En sonunda.</p>
<p>DÜŞLÜYOR ÖLÜMÜNÜ RUHİ BEY</p>
<p>Niye ölmemeli öyleyse<br />
Yaşamak mutlu bir devinimse.</p>
<p>Ölüsünü bekliyor Ruhi Bey<br />
Bir yanda Ruhi Bey bir yanda ölü<br />
Ve görmemek ister gibi ölüyü<br />
Oturmuş bir iskemleye.</p>
<p>Ben ki bir ölüyü beklemekle geçirdim geceyi<br />
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini.</p>
<p>Getirdiler beni sayrılar evine bir sabah<br />
Asansörle yukarı çıkardılar<br />
Tertemiz bir yatağa yatırdılar &#8211; ben böyle istedim böyle oldu -<br />
Oda numaran 283&#8242;dü aklımda doğru kaldıysa<br />
Pencereden tepeler görünüyordu, bulutlar ve birtakım kuşlarla devinen tepeler<br />
Yakınımdan geçiyordu bazı kuşlar da<br />
Beyaz bir saat asılıydı duvarda. Duvarın her yerinden<br />
Bembeyaz saatler asılıydı<br />
Ve her şey o kadar beyazdı ki, ayrıntılar<br />
Yılların eklem yerlerini gösteriyordu sanki<br />
Ve bütün eklem yerlerinde koskocaman bir ölü<br />
Ruhi Beyin ölüsü<br />
Hepsi de ur gibi beni<br />
Sarmıştı ur gibi Ruhi Beyi<br />
O gün sigara içtim akşama kadar<br />
- İkinci gün aldılar sigaramı -<br />
Ve saatler biraz sarardı<br />
Sarardı bütün ayrıntılar.</p>
<p>Ve otuz sekizin altına düşmedi ateşim<br />
Yataktan kalkamadım<br />
O gece uyuyamadım sabaha kadar<br />
Koridorlarda ayak sesleri, bağrışmalar<br />
Kapı gıcırtıları ve acayip sesler</p>
<p>Bilmem böylece kaça çıktı beklediğim ölüler.</p>
<p>Üçüncü gün kan şişeleri, tüpler, serumlar<br />
Doktorlar, hastabakıcılar<br />
Aralıksız girip çıkmalar<br />
Gidip gelmeler<br />
Tepelerden pencereye akan kuşlar<br />
Pencereye sıvanan kuşlar<br />
Ve benim mutluluğumun altında<br />
Kararıp yitti bütün ayrıntılar<br />
Bir daha görünmedi<br />
Ve artık hiç görünmeyen<br />
Şişeler, tüpler, serumlar.</p>
<p>Ve o gün ilk defa ölüsünü gördü Ruhi Bey<br />
Soğumuşgövdesini gördü<br />
Donuk gözlerini, durmuş kalbini<br />
Gördü neye benzerse bir ölü.</p>
<p>- Ben Ruhi Bey nasılım<br />
- Mutlusunuz Ruhi Bey.</p>
<p>Yarın gazetelerde çıkacak ilanlarım<br />
Ruhi Bey öldü<br />
Bu ölüm töreninde mutlaka bulunacağım<br />
Bir daha görmek için ölümü<br />
Çelenkler yığılacak avluya<br />
Ki benim sayısız ölülerime<br />
Yaldızlı yapraklarını kıpırdatarak bakacaklar<br />
Sevgiyle<br />
Ve babam elinde gümüş kırbacıyla<br />
Bir başına bir ölü<br />
Annem bir limon görüntüsünün önünde giyinmiş ölümlüğünü<br />
Ölüler halinde duracak onlar da<br />
Dışımdaki ölüler, içimdeki ölüler<br />
Bir alaşım halinde, donuk güneşin altında<br />
Ve benim mutluluğumun altında<br />
Akıp gidecek bütün kötülükler<br />
Ölümün armaları gibi<br />
Akıp gidecekler en sonunda</p>
<p>Niye ölmemeli öyleyse<br />
Yaşamak mutlu bir devinimse.</p>
<p><em>KORO</em></p>
<p><em>(Çiçek sergicisi, meyhane garsonu, meyhane patronu, kürk tamircisi Yorgo,<br />
Hayrünnisa, genelev kadını, otel katibi, cenaze kaldırıcısı Adem, akordeoncu<br />
kadın, emekli postacı, vb.)</em></p>
<p><em>Çelenklerimizle geldik, yoktunuz<br />
Ara sokaklarda, pasajlarda aradık, yoktunuz<br />
Meyhanelere baktık, otellere sorduk, yoktunuz<br />
Nerdesiniz, Ruhi Bey?</em></p>
<p>RUHİ BEY</p>
<p>O kadar bekledim ki, geliyorum<br />
Ölümümü bekledim, geliyorum<br />
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini<br />
Bekledim geliyorum.</p>
<p>Ben Ruhi Bey, mutlu olan Ruhi Bey<br />
Ölümü gömdüm, geliyorum<br />
Bir sonbahar günüydü, geliyorum<br />
Güneşler buz gibiydi, geliyorum<br />
Ve bütün kötülükler<br />
Ölümün armaları gibiydi<br />
Size anlatırım, geliyorum.</p>
<p>Hepsini, hepsini gömdüm, geliyorum<br />
Havuzun kırık taşlarını &#8211; siz bilmezsiniz -<br />
Limonluğu ve kırmızı konağı &#8211; siz bilmezsiniz -<br />
Aynalarda kendini seven Ruhi Beyi &#8211; siz bilmezsiniz -<br />
Ve bildiğiniz Ruhi Beyi -ya da pek bilmediğiniz -<br />
Gömdüm ben, geliyorum.</p>
<p><em>KORO</em></p>
<p><em>İyi biliriz sizi biz, iyi biliriz<br />
Nerdesiniz Ruhi Bey.</em></p>
<p>RUHİ BEY</p>
<p>Gömdüm hepsini, geliyorum<br />
Bütün ölülerimi gömdüm, geliyorum.</p>
<p><em>KORO</em></p>
<p><em>Peki ya sonuç, Ruhi Bey, ya sonuç<br />
Biz sizi tanımaz mıyız<br />
Siz ne yaparsınız bundan sonra, biz ne yaparız<br />
Bir bütünün parçalarıyız, bir bütünün parçalarıyız.</em></p>
<p>RUHİ BEY</p>
<p>Sonuç mu dediniz, ne dediniz, ne dediniz<br />
Sonuç hiç gömülür mü, geliyorum<br />
Ben yalnız ölülerimi gömdüm, geliyorum.</p>
<p><em>KORO</em></p>
<p><em>Doğrusu anlamıyoruz Ruhi Bey<br />
Her insan biraz ölüdür<br />
Biz ki bir bütünün parçalarıyız, biliriz<br />
Her insan biraz ölüdür.</em></p>
<p>RUHİ BEY</p>
<p>İnsan yaşıyorken özgürdür<br />
Yaklaştım iyice, geliyorum.</p>
<p><em>KORO</em></p>
<p><em>Her insan biraz ölüdür<br />
Biz de biraz ölüyüz</em>.</p>
<p>RUHİ BEY</p>
<p>Ölüler ki bir gün gömülür<br />
İçimizdeki ölüler, dışımızdaki ölüler<br />
İnsan yaşıyorken özgürdür<br />
İnsan<br />
yaşıyorken<br />
özgürdür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.keskinel.com/ben-ruhi-bey-nasilim-%e2%80%93-edip-cansever.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
